7YÜZ’ün 3. Bölümü ‘HAYATIN MÜZİĞİ’ ismiyle 6 Ekim akşamı izleyiciyle buluştu. Dizinin bu bölümünü Umut Aral yönetmiş, öykü yine Tunç Şahin’e ait senaryolaştıransa Derya Yanmış. İnceleme içine daldığım zaman genelde kamera önündeki insanları överken arka taraftaki ekipten pek bahsetmediğim için yazının hemen başında isimlerini geçirmek istedim, ayrıca oyuncu seçimleri-karakter eşleştirmelerini yapan her kimlerse onların da işlerini mükemmel yaptıklarını söylemek gerek, şimdiye kadar izlediğim 3 bölüm içinde oyuncuların karakterlerine göre kusursuz cast edildiklerini söyleyebilirim. Bölümün başrolü Damla Sönmez’e Cihan Yenici, Janset, Selim Bayraktar ve Tuğçe Karabacak eşlik ediyor. Bölüm konu ve işlenişi itibariyle üzerimde daha az baskı oluşturduğu için geçen bölümler gibi çok detaycı olmaktansa romantik komedi izlercesine keyfini çıkarttım, ara ara önümüze bırakılan ekmek kırıntılarını takip edip geçmiş bölümler ile ilişkilendirdim. Yazının geri kalan kısmından bölümü izlememiş olanların uzak durmasını şiddetle tavsiye edip yoluma devam ediyorum.

————————————————————————————————

 

Damla Sönmez’in hayat verdiği Pınar karakteri medya ajansında çalışan, kafası zehir gibi ama sosyal fobilere sahip şirin bir kız olarak çıkıyor karşımıza. Ajansın yöneticisi Arzu hanım bu özel durumun farkında, Pınar’ı sınırları doğrultusunda yönetiyor, onu istemediği kalabalık ortamlardan, toplantılardan uzak tutup fikri üretiminden yararlanıyor. Çalışma arkadaşlarından bazıları Pınar’ın insanlardan uzak duran, diyalogdan kaçan tavırlarıyla kendi aralarında dalga geçmekten geri durmuyorlar ama yaşayacağı kırılma noktasına kadar Pınar’ın mevcut durumunu değiştirmek gibi gayesi yok. Müşteriye sunulacak iş için yapılan ortak toplantı sahnesinde bir kadının yansıtılacak karakter değişimine sebep olan motivasyonu çözmeye çalışırken buluyoruz kendimizi. Sahne önümüze 2 fikir koyuyor; kadının uğrayacağı değişim erkek uğruna mı yoksa erkek yalnızca reaksiyonu başlatan tetikleyici mi? Bu düşüncenin gölgesinde akıyor bölüm. Kendini diğer insanlardan izole etmiş olan Pınar, Eray’ın gösterdiği ilgi karşısında nasıl davranacağını bilemiyor. Eray ajans işlerinde tecrübeli ama bu çalışma ortamlarını samimi bulmayan bir karakter. İnsanın bu ajans gibi yerlerde kendini ifade etmek için masanın üzerine çıkıp avaz avaz bağırması gerektiğini düşünüyor, diğer çalışanlara göre Pınar’a karşı gösterdiği sıcak tavırlar ile kendini ayırıyor, hikaye ilerledikçe yayınevi açma hayali gerçekleşene kadar burada olduğunu öğreniyoruz. Kısa diyaloglar arasına sıkıştırılan ekşi sözlük meselesi günümüzden bir içerik olması sebebiyle tebessüm ettirdi bana. Aynı diyaloğun içinde Balıkesir’e yapılan gönderme ile Pınar’ın lise son sınıfa kadar orada okuduğunu öğrendik. Olay örgüsü içinde bizi ilk bölüme bağlayan hadisenin ışığını yaktık böylelikle. Hikaye Pınar’ın kendi değişimini başlatmak için yaşam koçuna başvurmasıyla devam ediyor, OŞA karakteri süslü mistik cümleler ve buna uygun tarzıyla çıkıyor karşımıza. Aslında Pınar’ın sosyal fobilerinin farkına varıp değişim için ilk adımı atmış olmasıyla başlayan sürecin etrafını aura, bilinçlenme, hipnoz ile yeşillendiriyoruz. Araya bölümün adı olan ‘hayatının müziğini sıkıştırıyoruz’ ve tedaviyi bunun üzerine kuruyoruz. Kafandaki müzik hiç susmasın ve sen hayatının içinde özgürce dans et. Seansların sonunda sosyal hayata karışabilen, kendine güvenen, Eray ile ikili ilişkisini kısa cümlelerin ötesine taşıyabilen Pınar’ı görüyoruz. OŞA’nın placebo hipnoz seanslarıyla çakrasının üzerindeki taş kaldırılmış gibi özgürleşiyor. Tedavinin handikapıysa anlık farkındalıkları sonucu geçirdiği panik ataklar. Kendini sorguladığı kısa anlarda yitirdiği özgüveni onu tekrar sosyal fobileriyle yüzleştiriyor. Pınar bu yüzleşme anlarını kendi yansımasını görmesine bağlıyor. Aslen ortada tedavinin olmayışını, kendi kendini yenilediğiyle kabul etmektense, hipnozun etkisinin bozulduğuna ikna oluyor. Bu süreçte toplantılara katılıyor, iş ortamında aktif ve ön planda bulunmaya başlıyor. Sosyal aktivitelere katılıyor ki paintball sahnesi hem çok eğlenceli hem de bizi 2. Bölüme bağlayan ufak detay olarak aramıza katılıyor(bu arada gerçek hayatta kask olmadan paintball oynamaya kalkmayın, öyle bişiy yok =) .

Sosyal fobilerini yendiğine inandığı hipnozun yalnızca kendi yansımasını görmesiyle bozulmadığını fark ediyor. Aşk kadar kuvvetli bir duygu yeni yeni ayakları üzerinde tuttuğu özgüvenini sarsıp kendini sorgulatıyor, bu sebeple Eray’ın bulunduğu ortamlardan kaçmak zorunda kalıyor. İş ve aşk arasında sıkışıp, Arzu hanımın telkinleriyle işine yoğunlaşmayı tercih ederken Eray’ı kendinden istemsizce uzaklaştırıyor. Tüm bu sıkışmış duyguların kısa sürede yaşandığını alabildim ben bölümü izlerken ve bu yüzden karakterin bölüm sonunda yaşadığı, her şeyden sıyrılıp, tüm insanların alışılagelmişini yerle bir eden hallerine hazırladı. Sunum yapması gereken müşteri toplantıyı Sinem’e devredip vicdanını temizlemesiyle başlayıp, Eray’a karşı yaptığı seçimin pişmanlığını kabullendi. Toplantıyı pat diye devretmesi sonucu patronundan fırça yediği kısımda ise sinmek yerine kendi şarkısını söyleyerek terk etti sahneyi. Bölüm boyu dönen Pınar’ın sıkıştığı her an şarkıya sarılmasında ben kendimce bir işleyiş buldum. Pınar şarkıyı ilk söylemeye başladığında kekeleyerek, inançsızca söylüyor bunun arka planında, kırık dökük özgüvenini, daha yeni yeni ayağa kaldırmaya çalışan bir kız çocuğu görüyoruz. Bölüm ilerleyip, Pınar hipnoz tedavisinin etkili olduğunu yaşayarak öğrenince şarkıyı daha inançla ve biraz daha yüksek sesle söylemeye başlıyor. İçinde şarkının susmadığı bir bölüm var, o kısımda artık bu bölünmelere dayanamayan, yapacağı toplantının stresiyle yüzleşemeyen, verdiği kararlardan pişman halde. Toplantı masasının üstüne çıkıp, onca insanın içinde bağıra bağıra ve detone olmadan o şarkıyı söyleyen Pınar ise artık evrimini tamamlamış, fobilerini kendi başına yendiğinin farkında, kaçırdığı şeyleri yakalamak isteyen güçlü bir kadın olarak karşımızda. Karakter gelişimini şarkı söyleyişi üzerinden yansıttıklarını düşünmek bana keyifli geldi açıkçası. Bu bölüm diğer 2 bölüme göre nispeten daha yumuşak konuları işlediği için taze çay tadında kaydı gitti, önceki bölümlerden farklı olarak mutlu son diyebileceğimiz şekilde son buldu, Eray yayınevini açtı, Pınar sözünü tutup yazacaklarını kitap haline getirip ona verdi ve şirin bir sarılma sahnesiyle veda etti. 7YÜZ’ün her bölümü kendi içinde ufak foreshadowingler barındırıyor, bence bu güzel bir detay ama keşke netflix dizileri gibi 7 bölüm birden yayınlansaydı diye düşünüyorum artık. Sanki tek nefeste tüketmek daha iyi gelecekmiş gibi hissediyorum bölümlerin arası açıldıkça. Neyse tüm sezon bittiğinde oturup baştan sonra izleme maratonu yapacağım artık. Haftaya görüşürüz.

Haşmet Ateşer

CEVAP VER