Yeni yazılar, kayıtlar ve kişisel notlar

08.07.2026

Genel Kafalar

Yolda Birikenler

Ben sessizliği en çok kalabalıkların içinde özlüyorum. Geçen yazdan beri ilk kez tek başıma yola çıkıyordum. Otobüse biner binmez, sağ tarafta annesiyle oturan esmer, mavi gözlü bir çocuğun sesi bütün aracı doldurdu. Daha o susmadan arkadaki iki kadın...

Ben sessizliği en çok kalabalıkların içinde özlüyorum.

Geçen yazdan beri ilk kez tek başıma yola çıkıyordum. Otobüse biner binmez, sağ tarafta annesiyle oturan esmer, mavi gözlü bir çocuğun sesi bütün aracı doldurdu. Daha o susmadan arkadaki iki kadın derin bir sohbete başladı. Önce otobüs firmalarıyla ilgili geçmiş tecrübeler aktarıldı karşılıklı; sonra “Nerelisin?”, “Yolculuk nereye?” soruları…

Herkes anlatacak bir şey buluyordu. Bense sadece sessizlikte kitabımı okumak, ara ara yolu izlemek derdindeydim. Yolculuklar bazen yabancıları birbirine açıyor galiba. Bense tam tersine, biraz kabuğuma çekilmek istiyordum.

Otobüs daha hareket etmeden içeri bir su satıcısı bindi. “Su al… kırk lira… su al…” Aracın en arkasına kadar aynı cümleyi mekanik bir ritimle tekrar ederek yürüdü; sonra hiç satış yapamadan aynı hızla geri dönüp indi. 

Adam iner inmez o mavi gözlü fırlama annesine döndü:

“Otobüste bedava veriyorlar zaten. Neden kırk lira verelim ki? Di mi anne?” 

İçimden gülümseyerek, “Akıllı velet!” dedim.

Yol yavaş yavaş akmaya başlamıştı. Sohbetler sürüyor, bense kendi küçük yolculuk ritüellerime dönüyordum.

Bir süre sonra ikram arabası koridorda belirdi. 

Otobüste verilen ikramlıklarla aramda özel bir bağ var. Yıllar önce İstanbul – Çorlu arası yaptığım yolculuklardan kalma bir alışkanlık bu. O dönemlerde koltuklarda süngerli kulaklıklar olurdu. Ben ise kablolu telefon kulaklığımı çıkarır, izlemek için bir film açardım. Ama hiçbir zaman bitiremezdim; daha ilk yarım saatte uyuyakalırdım. 

Bu İzmir yolculuğunda da ikram arabası bana doğru yaklaşırken aynı çocuksu heyecanı hissettim: 

Acaba bugün ne verecekler? 

Arabada Biskrem’i görünce çocuk gibi sevindim. 

Bazı mutlulukların markası hiç değişmiyor. Çayın içine bandırılmış bir Biskrem, bazen beş yıldızlı bir tatlıdan daha çok mutlu ediyor insanı. 

Yolculuğun en güzel yanı varış noktası değil, yolda biriken bu küçük ayrıntılar oluyor.

İzmir’e varınca önce işimi hallettim ki kalan gün bana kalsın. Alsancak’ta henüz müşterisi olmayan küçük bir kafeye girdim.  “En azından siftahı ben yapmış olayım,” diye düşündüm. Bir kahve içip biraz dinlendikten sonra kendimi yeniden sokaklara bıraktım. 

Bir süre dolaştıktan sonra vapurla Karşıyaka’ya geçtim. Martılara simit atma ritüelinden sonra, bir ara sokaktaki çay ocağının taburelerinden birine oturdum. Çay ocaklarında çay her daim taze olurdu; bunu eski sevgilimden öğrenmiştim.

 İlk bardağı bitirince, “Abicim bir tane daha alabilir miyim?” dedim. Adam çaya şeker atmadığımı fark etmiş olacak ki çayı tazelerken sordu: 

“Şekersiz di mi cano?” 

Şekersiz abicim,” dedim gülümseyerek.

İkinci çay geldiğinde arkadaki masaya beş öğrenci oturdu. Adam onlardan birine de aynı sıcaklıkla seslendi:

 “Cano, şekersiz miydi senin?

Böyle samimiyetleri seviyorum. Müşteriyle arasına ne gereksiz bir mesafe koyuyor ne de yapay bir yakınlık. Balıkesir yolculuğumda tanıştığım taksici Hakan Abi de bende aynı hissi bırakmıştı. 

Bazı şehirler sokaklarıyla değil, karşılaştığın insanların bıraktığı samimiyetle hatırlanıyor. 

Akşamüstü yaklaşırken rotamı sahile çevirdim. Barların önünden geçerken, içeride sadece bir kişinin oturduğu, loş bir mekana gözüm ilişti. Genç bir çocuk, bar taburesinde kendi kendine şarkı söylüyordu. İçeri girdim. Mekan yavaş yavaş dolmaya başlarken, yanımdaki masaya genç bir çift oturdu.

Birkaç dakika sonra istemeden de olsa onların hikayesinin tanığı oldum. 

Çocuk votkasından büyük bir yudum alıp hesap sorar gibi bir şeyler anlatmaya başladı. Bir ara kalktı, dışarıdaki çiçekçiden iki beyaz, iki kırmızı gül alıp masaya bıraktı. 

Güller, kelimelere dökülemeyen bir özür gibiydi. 

Sonra çocuk ağlamaya başladı.

Bazen en mahrem ayrılıklar, en kalabalık masalarda yaşanabiliyor.

Beni sevmedin,” dedi şapkasıyla yüzünü kapatmaya çalışırken.

Bana hiç içten bir ‘nasılsın?’ demedin.” 

Kız uzun süre sustu. 

Sonra sadece, 

Ayrılalım istiyorsan,” dedi. 

Çocuk cevap veremedi. 

Güller masada öylece kaldı. 

İnsan bazen bir ilişkinin bittiği ana değil, bitişinin bu kadar sessiz ve soğuk oluşuna üzülüyor.

Dönüş yolunda koltuğa yaslanıp düşündüm. 

O gün İzmir’den aklımda ne vapur kaldı, ne Alsancak, ne de Karşıyaka…

Bir muavinin uzattığı Biskrem, 

Çay ocağındaki o “Cano” sesi,

Boş bir barda kimse dinlemese de şarkısını söyleyen o genç ,

Masada gülleriyle baş başa kalan o sessiz çift…

Yol boyunca susturmak istediğim şey insanların sesiydi; eve döndüğümde ise zihnimde yankılanan yine onların cümleleri olmuştu. 

Belki de ben insanları değil; sessizliği sürekli bastıran o gürültüyü sevmiyorum. 

Visited 5 times, 5 visit(s) today

Yazar

Gulten

Bu yazı Genel Kafalar arşivinde yayınlandı. Okuma süresi yaklaşık 4 dakika.

Yayın
08.07.2026
Okunma
8
Kategori
Genel Kafalar
Ana sayfaya dön

Son Yazılar

Nükhet’in Defterinden 04.07.2026 Her Renk Biraz Laciverte Benzer, İyi İstirahatler Küçük İskender. 03.07.2026 Rekabet Ve Spor, Kobe’nin 81. Canım Çok Sıkkın. 11.03.2026 Kentsel Dönüşemiyor Her Aşk 08.03.2026